Psikolog

Konfor Alanını Yaratmak

Son zamanlarda seanslarımda giderek daha sık duyduğum, beni hem düşündüren hem de mesleki olarak biraz endişelendiren bir cümle var:

“Hocam, dün gece bir video izledim, anlatılanların hepsi bende var. Ben kesin DEHB’liyim.”

Hatta bazen teşhisler daha da spesifikleşiyor; Bipolar, OKB ya da Otizm spektrumu… Eskiden insanlar fiziksel ağrıları için Google’a bakıp “kanser oldum” diye korkarlardı; şimdilerde ise gençlerimiz (ve hatta biz yetişkinler) sosyal medyadaki 15 saniyelik videolara bakıp ruhumuza teşhis koyuyoruz.

Gelin, şu konuyu biraz “insan insana” konuşalım.

Neden Her Videoda Kendimizi Görüyoruz? İzlediğiniz o videolarda genellikle şöyle deniyor: “Şarkı sözlerini unutuyor musun? Geceleri kafanda senaryolar kuruyor musun? Bazen odaklanamıyor musun? O zaman DEHB olabilirsin!”

Dürüst olalım; modern dünyada yaşayıp da geceleri kafasında senaryo kurmayan ya da bazen odaklanmakta zorlanmayan var mı?

Psikolojide buna “Barnum Etkisi” diyoruz. Yani o kadar genel, o kadar insani halleri sıralıyorlar ki, “Aaa, bu aynı ben!” dememek imkansız hale geliyor. Ama bir saniye duralım; insan olmak bazen hüzünlü, bazen dağınık, bazen de kaygılı olmayı gerektirir. Her “can sıkıntısı” depresyon, her “dikkat dağınıklığı” nörolojik bir bozukluk mu olmak zorunda?

Gençler Bunu Neden Yapıyor? (Kızmayalım, Anlayalım) Özellikle ergen danışanlarımın bu etiketlere neden bu kadar sıkı sarıldığını çok iyi anlıyorum. Ergenlik, “Ben kimim ve bu dünyaya nereye aidim?” sorusunun en yüksek sesle sorulduğu, içsel bir kaos dönemi.

Böyle fırtınalı bir dönemde, yaşadığı karmaşaya “Benim beynim nöroçeşitli, ben Bipolarım” gibi bir isim koymak, gence garip bir güven hissi veriyor. “Demek ki ben tembel değilim, demek ki ben garip değilim, benim bir teşhisim var” demek, o belirsizlik içinde bir liman gibi geliyor. Bir gruba, bir “hashtag”e ait hissetmek istiyorlar. Bu bir yardım çığlığı aslında.

Tehlike Nerede Başlıyor? Sorun şu ki; klinik bir temeli olmadan,bir uzman hekimin görüşü olmadan kendimize yapıştırdığımız bu etiketler, bir süre sonra “konfor alanımıza” dönüşebiliyor.

Buna “kendini gerçekleştiren kehanet” diyebiliriz. Kişi, “Benim DEHB’im var, o yüzden zaten ders çalışamam” ya da “Sosyal anksiyetem var, o ortama giremem” diyerek, aslında mücadele edebileceği zorluklardan kaçmaya başlıyor. Etiket, çözümün değil; sorunun bir parçası haline geliyor.

Son Söz Niyetine Eğer gerçekten canınız yanıyorsa, odaklanamıyorsanız, yataktan çıkmak istemiyorsanız; bu hisleriniz sonuna kadar gerçek ve önemlidir. Bunları asla küçümsemiyorum.

Sadece şunu hatırlatmak istiyorum: Sizin ruhunuz, 15 saniyelik bir videoya, popüler bir şarkının arkasına döşenmiş üç maddeye sığmayacak kadar derin ve karmaşık.

Siz bir algoritma verisi değilsiniz.Siz bir algoritma verisi değilsiniz. Siz, hikayesi olan bir insansınız. Ve eğer bir teşhis konulacaksa, bırakın bunu 15 saniyelik videolar değil; tıp eğitimi almış ve bu konuda tek yasal yetkili olan psikiyatri hekimleri yapsın.

 

Kendinize ve o güzel zihninize haksızlık etmeyin.

Başa dön tuşu