Psikolog

Kötülüğün Anatomisi: Zalim miyiz, Yoksa Sadece “Empati Erozyonu” mu Yaşıyoruz? – Uzm. Psk. Esra Özel

Kötülüğün Anatomisi: Zalim miyiz, Yoksa Sadece “Empati Erozyonu” mu Yaşıyoruz?

Tarih boyunca insanlığın birbirine reva gördüğü dehşet verici eylemleri hep tek bir kelimeyle özetledik: Kötülük. Ancak Psikopatoloji Profesörü Simon Baron-Cohen, bu kelimenin bilimsel bir açıklama sunmadığını, sadece bir “etiket” olduğunu savunuyor. Ona göre asıl mesele, ruhumuzdaki o hayati kaynağın çekilmesi: Empati Erozyonu.

Peki, bir insan nasıl olur da başka bir insanın acısına tamamen kayıtsız kalabilir? Beynimizde bir “vicdan devresi” mi var?

Empati Devresi: Beyindeki 10 Durak

Yazar, empatinin sadece soyut bir duygu değil, beynimizde fiziksel bir karşılığı olan “elektrik devresi” gibi çalıştığını söylüyor. Medial prefrontal korteksten amigdalaya kadar uzanan en az 10 farklı bölge, bir başkasının ne hissettiğini anlamamızı sağlıyor.
Eğer bu devrelerden birinde bir “pürüz” varsa veya sinyal zayıfsa, kişi karşısındakini bir “insan” olarak değil, bir “nesne” olarak görmeye başlıyor. İşte “zalimlik” dediğimiz şey, tam olarak bu nesneleştirme anında başlıyor.

Sıfır Derece Empati: Negatif mi, Pozitif mi?

Kitap, empatiyi yedi seviyeli bir cetvel (0-6) olarak tanımlıyor. Çoğumuz orta seviyelerdeyken, bazıları “Sıfır Derece”de yaşıyor. Baron-Cohen bu grubu ikiye ayırıyor:

  1. Sıfır-Negatif (Zalimliğin Kaynağı): Borderline, Psikopat ve Narsist bireyler. Bu kişiler diğerlerinin acısına karşı sadece kayıtsız değil, aynı zamanda yıkıcı olabilirler.
  2. Sıfır-Pozitif (Farklı Bir Zihin): Burası kitabın en ezber bozan kısmı. Otizmli bireyler de empati cetvelinde sıfırda yer alabiliyor; ancak onlar kimseye zarar vermek istemiyorlar. Sadece dünyayı “insan duyguları” üzerinden değil, “sistemler ve kurallar” üzerinden okuyorlar.

Doğuştan mı, Sonradan mı? (Genler ve Kazanılmış Yaralar)

Neden bazılarımızın empati devresi daha güçlü? Baron-Cohen, burada “tek suçlu genler” demiyor.

  • Biyolojik Miras: Testosteron seviyeleri, dopamin ve oksitosin ile ilgili genetik yatkınlıklar temel seviyeyi belirliyor.
  • Çevresel Yaralar: Erken çocukluk döneminde istismar edilme, terk edilme veya güvensiz bağlanma gibi travmalar, o hassas empati devresini adeta “yakıyor”.

Şaşırtıcı Bir Bağlantı: Anoreksiya ve Otizm

Senin de dikkatini çeken o ilginç nokta, kitabın en özgün teorilerinden biri: Anoreksiya bir empati bozukluğu olabilir mi? Yazar, bazı anoreksi vakalarının aslında yeme bozukluğundan ziyade, uç noktada bir “sistemleştirme” ve “odaklanma” (otizmin temel özellikleri) içerebileceğini savunuyor. Diğerlerinin bakış açısını yakalamaktaki zorluk, bu bireylerde yeme davranışını takıntılı bir sisteme dönüştürüyor olabilir.

Sonuç: Empatiyi Bir Tedavi Yöntemi Yapmak

Baron-Cohen’in asıl çağrısı şudur: İnsanları “kötü” diye damgalayıp bir kenara atmak yerine, bu durumu bir “empati bozukluğu” olarak tıbbi literatüre (DSM) dahil etmeliyiz. Eğer empati erozyonunun nedenlerini (hormonal, genetik, çevresel) bilirsek, hapishaneler yerine “empati odaklı tedavi merkezleri” kurarak şiddet sarmalını kırabiliriz.
Unutmayalım; Auschwitz’e giden o “kayıtsızlık taşlarını” yerinden oynatmanın tek yolu, karşımızdakinin acısını kendi beynimizde hissetme yeteneğimizi, yani empatimizi her ne pahasına olursa olsun korumaktır.

Başa dön tuşu