Yok Sandığımız Hastalık: Alıştığımız Alerji

Bu yüzden istatistiklerde küçüktür, sokakta büyüktür. Bu yüzden bölgemizde, sandığımızdan çok daha fazla alerjik hasta vardır ve biz bunu hâlâ tam olarak kabul etmiyoruz.
Alerji, çoğu aile için bir hastalık değil, bir özellik gibi anlatılır.
“Burnu hassas.”
“Biraz alerjik yapısı var.”
“Zaten hep böyle.”
Bu cümleler masum görünür. Ama her biri, fark edilmemiş bir kronik hastalığın üstünü örten ince bir örtüdür. Zamanla bu örtü kalınlaşır. Belirtiler sıradanlaşır. Ve hastalık, görünmez
Bir bölgede alerji oranı, çoğu zaman bilinenin çok üzerindedir. Çünkü alerji çoğunlukla tanı aldığı için değil, tanı almadığı için yaygındır. Tanı almayan alerjik hasta; istatistikte yoktur, ama sınıftadır, evdedir, muayene odasındadır. Sadece adı yoktur.
Alerji belirtileri, yavaş yavaş hayatın içine sızar. Bir sabah burun biraz daha tıkalıdır.
Bir gece öksürük biraz daha uzundur. Bir dönem uyku biraz daha bölünür. Ama hiçbir şey bir anda olmaz. Ve işte tam bu yüzden aileler zamanla şunu demeye başlar:
“Zaten hep böyleydi.” Normalleşme, alerjinin en büyük müttefikidir.
Çocuk büyürken belirtiler de onunla birlikte büyür. Ama aileler belirtilerin büyüdüğünü değil, çocuğun büyüdüğünü zanneder. Gece ağzı açık uyuması artık fark edilmez. Sabah yorgun kalkması “uykuyu sevmiyor” diye yorumlanır.
Ders sırasında dalıp gitmesi dikkat dağınıklığına bağlanır. Oysa bazen mesele ne ders, ne ekran, ne disiplin eksikliğidir. Bazen mesele, nefes alamayan bir burundur.
Alerji; nefesi bozar, uykuyu bozar, ritmi bozar. Ama bunu dramatik biçimde yapmaz. Yavaşça yapar. Sessizce yapar.Alıştırarak yapar. Ve insan, alıştığı şeye körleşir. Bu körlük sadece ailelerde olmaz.
Hekimler de bu sürecin bir parçasıdır. Çünkü alerji, çoğu zaman bir şikâyetle değil, bir tabloyla gelir. Ve tablo parçalıdır. Bir gün burun. Bir gün öksürük. Bir gün kulak. Bir gün sinüs. Parçalar birleştirilmediğinde, bütün görünmez.
Üstelik alerji, enfeksiyonlarla karışmayı sever. Bir virüs gelir, tabloyu bozar, gider.
Ama alerjik zemin kalır. Sonra yeni bir enfeksiyon gelir. Yeni bir tedavi verilir.
Ve alerji yine aradan sıyrılır. Bu döngü aylarca, hatta yıllarca sürer. Bir noktadan sonra aileler artık şikâyet anlatmaz. Sadece durumu tarif eder.
“Hocam, bu çocuk böyle.”
“Hocam, burnu hiç açılmaz.”
“Hocam, kışları hep zor.”
Bu cümleler bir yardım çağrısı değildir. Bir kabulleniştir. Ve kabullenilen hastalık, tedavi edilmez. Oysa alerji, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Ama önce fark edilmesi gerekir. Fark edilmesi için de, alışılmış olanın sorgulanması gerekir.
Her sabah tıkalı uyanmak normal değildir. Her gece öksürerek uyumak normal değildir. Yılın yarısını “hasta gibi” geçirmek normal değildir. Ama alışılmış olabilir.
Bölgemizde alerji sanıldığından fazladır. Çünkü tanıdan çok, alışkanlık vardır. Takipten çok, tolere etme vardır. Tedaviden çok, idare etme vardır. Ve idare edilen her kronik hastalık, bir gün kendini daha ağır bir dille anlatır.
Son Söz
Alerji çoğu zaman yok sayıldığı için büyür. Normalleştirildiği için derinleşir. Adı konmadığı için hayatın içine yerleşir. Belki bu seriye şu soruyla başlamak gerekir:
“Biz gerçekten bu kadar az alerjik hasta mıyız, yoksa sadece bu kadarına alıştık mı?”
Bu yazı bir başlangıçtır. Devamında; takipsizlikten, yanlış ilaç kullanımından, ataklarla yaşayıp kronikliği unutmaktankonuşacağız. Çünkü alerji geçmez. Ama fark edilirse, kontrol edilebilir. Ve bazen en zor şey, hastalığı tedavi etmek değil, onu ilk kez gerçekten görmektir