Psikolog

PANİK ATAK, PANİK BOZUKLUK VE AGORAFOBİ NEDİR? – Psk. Dan. Zeynep Mertoğlu

PANİK ATAK, PANİK BOZUKLUK VE AGORAFOBİ NEDİR?

1.1 Panik Atak

Birden başlayan ve ilerleyen dakikalar içerisinde doruğa ulaşan yoğun korku rahatsızlık hissi, artan kalp çarpıntısı, nefes alışverişlerinde hızlanma, terleme ile bunlarla birlikte bedensel ve/veya bilişsel semptomlarla devam eden bireyin ataklar geçirmesi ve ataklar esnasında öleceğini düşünmesi durumudur. Panik atak için bazı uzmanlar, kaygının adeta bir şimşek gibi bireye bir anda çarpması ve etkisi altına alması durumunu diyerek metafor ile de tanımlarlar.

Panik atak aslında korku ve kaygı sistemimizin yanlış çalışmasının bir sonucudur. Aslında ortada hayati bir tehlike yokken beyin tehdit olmayan durumu tehdit olarak algılar. Bunun sonucunda beyin, var olan durumu tehdit olarak algıladığı için savaş ya da kaç tepkisi verebilmek amacıyla vücutta bir takım değişiklikler yapar. Enerjimiz artar; adrenalin ve kortizol hormonlarında artış olur. Kalp daha hızlı kan pompalamaya başlar ve kalp atış hızımızda ciddi bir artış meydana gelir. Artan hormonlar, enerji ve kalp atış hızı ile birlikte nefes alışverişlerimizde de hızlanma olur. Birey kesik kesik ve hızlı şekilde nefes almaya başlar.

Aslında vücudumuzda sempatik sinir sistemi, dediğimiz tehdit, kaygı ve korku anlarında aktive olan sinir sistemi bölümünün aktif hale geldiği görülmektedir. Sempatik sinir sisteminin yalnızca tehdit anlarında değil; tehdit olmayan fakat birtakım bilişsel çarpıtmaların, varsayımların, otomatik düşüncelerimizin ve şemalarımızın varlığı ile tehdit olarak algılanan durumlarda da sanki tehdit varmışçasına çalışması durumuna panik atak denir.

İki tür panik atağın varlığından bahsedilebilir; bunlar: beklendik panik atak ve beklenmedik panik ataktır.” Beklendik panik atak, görünür ve tetikleyici bir etkenin varlığı ile ortaya çıkan, aslında beklendik olan ataklardır. Beklenmedik panik ataklar ise ortaya çıkışında görünür bir tetikleyicinin olmadığı, spontane gelen ataklardır.

Panik atağın belirtileri:
Kalp atış hızında artış, çarpıntı
Terleme
Titreme/sarsılma durumu
Nefes alışverişinin hızlanması; bireyin boğuluyor gibi hissetmesi
Soluğun tıkanması
Göğüste sıkışma
Mide bulantısı
Karın ağrısı
Baş dönmesi, ayakta duramama ve/veya sersemleme durumu
Ölüm korkusu
Kendinden kopma ya da yabancılaşma durumu
Denetimi yitirme
Bedende uyuşma

Panik atağın olası döngüsü:

  1. Tetikleyici bir durum ya da nesne ile zihin tehdit algılar.
  2. Algılanan tehdit edici durum ya da nesneye yönelik şemalarımız doğrultusunda yüzeye otomatik düşünceler çıkar. Örneğin “Eyvah! Kötü bir şey olacak” otomatik düşüncesi bireyin aklına gelir.
  3. Düşünceye bağlı olarak olumsuz duygu-durum hali gelişmeye başlar. Örneğin kaygı ve huzursuzluk hali buna örnek olabilir.
  4. Bedende terleme, titreme, çarpıntı gibi bedensel tepkiler ortaya çıkmaya başlar.
  5. Artan olumsuz duygulanım ile birlikte düşünceler daha da aktif hale gelir ve birey öleceğini düşünmeye başlar. “Kalp krizi geçiriyorum.” düşüncesi, panik atak geçiren bireylerin sık düşündüğü düşüncelerden biridir. Bu nedenle panik atak geçiren bireyler genellikle ilk olarak hastanelerin acil servisine kalp krizi şikayeti ile giderler.
  6. Düşüncelerin daha da aktifleşmesi üzerine olumsuz duygu durum daha da ilerler ve birey yüksek derecede kaygı ve korku hali yaşamaya başlar.
  7. Bir sonraki düşünce “Şu an da çıldırıyorum. Galiba öleceğim.” şeklindedir.
  8. Daha da yükselen duygu durum hali ile bireyin panik duygusunda ciddi bir artış olur.
  9. Ortalama 10-15 dakika sonunda semptomlar devam etmek ile birlikte azalmaya başlar.

Panik atakların süresi kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Genelde 10-15 dakika içinde atağın yoğunluğunun azalarak kaybolduğu bilinmektedir (Erdoğan, 2007; Tükel, 2002). Ardından birkaç saat içinde belirtiler rahatsız etmeyecek şekilde azalırlar. Bir sonraki tetikleyici duruma kadar bu şekildedir.

Beklendik panik ataklarda tetikleyici vardır; beklenmedik panik ataklarda ise tetikleyici olmadan ataklar spontan gelişir.

1.2 Panik Bozukluk

Panik bozukluk, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir kaygı bozukluğu türüdür (Yetkin ve ark. 2014). Panik bozukluk aslında uzun yıllardır bilinmektedir; ancak 1980’li yılların sonlarına doğru ayrı bir psikopatoloji olarak ele alınmaya başlamıştır. Panik bozukluk aniden başlayarak bireyde yoğun duygulanıma sebep olan korku ve kaygı duygularının çok yoğun olduğu “panik” ataklarıdır. Panik bozukluğu, anksiyete bozuklukları arasında en sık görülenlerdendir ve kronik bir seyir göstermektedir (Konkan, Yalçınkaya, Erkıran ve Erkmen, 2003).

Her panik atak geçiren kişi panik bozukluk tanısı almamakla birlikte panik bozukluğu panik ataktan ayıran en temel şey panik atak geçirme korkusudur. Aslında bir beklenti anksiyetesi durumu vardır. DSM-V için tanı kriterlerine bakacak olursak semptomlar panik atak semptomları ile aynıdır. Panik atağı panik bozukluk yapan şey ise bu belirtilerin en az 4’ünün bireyde olması ve ataklardan en az birinden sonra 1 ay ya da daha uzun bir süreç içerisinde panik atak geçirmeye yönelik kaygılanma ve/veya ataklara ilişkin uyum bozukluğu ile ilerleyen davranış değişikliklerinin olmasıdır.

Fakat aynı şekilde bu tanının koyulabilmesi için bir maddenin ya da başka bir sağlık probleminin sonucu ya da belirtisi olmaması gerekmektedir. Örneğin kalp ritminde fizyolojik bir problem olan ve kardiyoloğa gittiğinde problem saptanan bireylerin geçirdiği durum panik atak ya da bir panik bozukluk olarak değil; fizyolojik bir problem olarak ele alınır.

1.3 Panik Bozukluk Tanısında Eş Tanı

Panik bozukluğun erken başlangıcı için diğer tanılara oranla depersonalizasyon belirtileri, fobik bozukluklar ve madde kullanım bozukluğunun eşlik ettiği fazlaca saptanmıştır. Geç başlangıç için ise distimi ve duygudurum bozukluklarının eşlik etmesi durumu daha fazladır. Bunlara ek olarak major depresyon eş tanı %56-73 oranındadır.

Panik bozukluk yoğun kaygı içeren kaygı odaklı bir bozukluk olduğundan dolayı eş tanı olarak anksiyete bozukluklarının diğer türleri eş tanı olabilmektedir. Yaygın anksiyete bozukluğu, hipokondriyazis ve agorafobi daha fazladır. Kişilik bozukluklarında ise belirtileri karşılayan; fakat tanı alamayan bozukluklarda kaçıngan, histriyonik ve bağımlı kişiliklerle karşılaşılır. KOAH ile de eş tanı kapsamında karşılaşılabiliyor.

1.4 Agorafobi

Yunancada Agora, toplanma yeri anlamına gelmektedir. Phobos ise korku demektir. Aslında kelimenin kökenine ve anlamına baktığımızda da agorafobinin açık alan korkusu olduğunu görebilmekteyiz. Carl F. O. Westphal 1871 yılında açık alan korkusunu dile getirmiştir.

Bunlarla birlikte agorafobi, kaçmanın zor ya da utanç verici olabileceği; beklenmedik ve/veya durumsal olarak daha önceden belirlenmiş panik atağı ya da atağın benzeri semptomları taşıması durumunda yardımın bulunamayacağına yönelik yoğun bir endişe ve kaygı halidir.

Semptomları:
Toplu taşıma kullanmak ile ilgili belirgin korku veya endişe duyma
Açık alanlarda bulunma ile ilgili belirgin korku veya endişe duyma
Kapalı yerlerde bulunma ile ilgili belirgin korku veya endişe duyma
Sırada bekleme ya da kalabalık bir yerde bulunmak ile ilgili belirgin korku veya endişe duyma
Evin dışında yalnız olmak

Bu yukarıdaki maddelerden en az ikisi ile ilgili belirgin bir korku veya endişe duymak gereklidir. Kişi kaçmanın ya da yardım almanın zor olabileceğini düşündüğü için bu tür durumlardan korkar ya da kaçınır. Agorafobik durumlar neredeyse her zaman korku veya endişeye sebebiyet verirler. Agorafobik durumlardan aktif olarak kaçınılır. Bir refakatçinin varlığı istenir. Yoğun korku veya kaygı durumuna tahammül edilir. Korku veya kaygı, agorafobik durumların yarattığı gerçek tehlike ile sosyokültürel bağlamda orantısızdır.

Korku, kaygı ya da kaçınma sürekli bir durumdur ve en az 6 ay ya da daha uzun süre sürer. Korku, kaygı ve kaçınma sosyal, mesleki veya diğer önemli işleyiş alanlarında klinik olarak önemli sıkıntı veya bozulmaya neden olur. Başka bir tıbbi durum mevcutsa korku, endişe veya kaçınma açıkça aşırıdır. Korku, kaygı ya da kaçınma, başka bir ruhsal bozukluğun belirtileriyle daha iyi açıklanamaz.

Agorafobi, panik bozukluğunun varlığına bakılmaksızın kabul edilir. Bir kişinin klinik muayenesi, panik bozukluğu ve agorafobi kriterlerini karşılıyorsa, her iki tanım da verilmelidir.

Panik bozukluğu ve agorafobi birlikte görüldüğünde panik belirtileri daha şiddetlidir. Remisyon daha düşüktür ve hastalık atakları daha uzun sürelidir. Komorbit ruhsal bozuklukların gelişme riskinin ise daha fazla olduğu bildirilmektedir.

Panik Bozukluk Epidemiyolojisi

Klinik düzeyde olmayan panik atakların prevelansı oldukça yüksektir. Panik bozukluğun yaşam boyu prevelansı ise genel nüfusta yüzde 1-4 arasındadır. Panik ataklarının yaşam boyu prevalansı ise, kullanılan tanı ölçütlerine göre değişmekle birlikte, birçok ülkede %7 ile %9 arasında bulunmuştur. Panik atağın kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 2 kat fazladır. Aynı zamanda kadınlarda solunum sistemine ait belirtilerde erkeklere oranla daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü araştırmaları sonucunda Türkiye’de ilk sırada sağlık hizmetlerinde panik atağı yoğunluğu %3,4 ve panik bozukluğu yoğunluğu ise %0,2 olacak şekilde veriler elde edilmiştir (Tamam, 2009: 33).

Hem kadınlarda hem erkeklerde görülme ve başlangıç yaşı 15-24 ve 45-54 yaş aralarında pik yapmaktadır. Türkiye’de yapılan Ruh Sağlığı Profili çalışmalarına göre, sağlık ocaklarına gelmiş panik atak teşhisi konmuş hastaların cinsiyete oranında ise kadınlarda 0,5; erkeklerde ise bu oran 0,2 seviyelerindedir. Panik bozukluğu en çok görülen yaş aralığı ise 20 ile 45 yaş aralığıdır. Panik bozukluğu 20 ile 45 yaş aralığındaki kadınlarda görülme sıklığı daha yüksektir. Ancak ergenlikte görüldüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır. Panik ataklar görülse bile 14 yaş öncesi görülme sıklığı düşüktür. Panik bozukluğun 12 aylık görülme sıklığı ise erişkinler ve ergenler için %2-3’dür.

Panik Bozukluğun Etiyolojisi

Genetik etkenler, kaygıya yatkınlık ve biyolojik etkenler panik bozukluğun ve panik atağın görülme sıklığını artırmaktadır. Genetikte ailede %20, tek yumurta ikizlerinde %45, çift yumurta ikizlerinde %15 ve akrabalarda ise %5,7-%17,3’dür. Nörobiyolojik kısmını incelediğimizde ise beyin sapı, amigdala, limbik sistem, hipotalamus GABA-benzodiazepin reseptörü ve serotonin reseptör sistemlerindeki değişiklikler panik bozukluğunu etkilemektedir.

Çocukta ayrılma kaygısının olması ve çocuğun yaşadığı kaygı düzeyinin yüksek olması da sonradan panik bozukluğun gelişmesine ortam hazırlar. Çocuğun travmatik geçmişi; taciz veya istismar öyküsü, aile içi şiddet, sosyal ilişkilerinin problemli olması panik bozuklukta diğer birtakım kaygı bozukluklarında olduğundan bahsedilir. Birçok kişi ilk panik ataklarının öncesinde baş etmekte güçlük çektiği yaşam olayları yaşadıklarından bahsetmişlerdir. Çoğu birtakım kalıtımsal ögeler panik bozukluk üzerinde etkilidir; fakat bununla ilgili ayrıntılı bilgilere bulunamamıştır. Ayrıca çocuklukta sigara içilmesi de olumsuz yönde etkilemektedir.

Yapılan bir çalışmada panik bozukluğu hastalarının %42’sinin yaşamlarının bir bölümünde intihar girişiminde bulundukları görülmüştür (Saygılı ve Karamustafalıoğlu, 2010; Tamam, 2009; Tükel, 2002).

Genetik, nörokimyasal ve psikolojik faktörler vardır (Kaya, 2020). Psikolojik faktörler psikodinamik, davranışsal ve bilişsel gibi farklı yaklaşımlarla açıklanmaktadır. Şu anda, panik bozukluğu tedavi etmenin farklı yolları vardır. Bu tedavi yaklaşımları tek başına veya birlikte kullanılır. Tedavide psikoterapiler, BDT ve psikodinamik terapiyi içerirken; psikofarmakoloji benzodiazepinleri ve antidepresanları içerir (Kaya, 2020).

Psikodinamik ekol en temelde kaygının iç çatışmalardan kaynaklandığını öne sürmektedir. Ego, süperego ve id arasındaki çatışma kaygıya sebebiyet verir.

Panik Bozukluk Klinik Görünümü

Panik bozukluk ve/veya panik atak şikayeti gelen danışanların değerlendirilmesinde öncelikle bir fizyolojik değerlendirme, gerekli kurumlar tarafından yapılmış olmalıdır. Danışanlar genellikle ilk ataklarında hastanelerin acil bölümüne başvurmaktadırlar. Fakat hastanelere gitmeden muayene olmadan psikolojik destek sürecine gelen danışanlar da vardır.

Bu noktada danışana değerlendirme kısmında iyi bir bilgi aktarımı yapılmalıdır ve kontrollerini yaptırması için hastanenin gerekli bölümlerine yönlendirmesi yapılmalıdır. Fizyolojik muayenelerinde problem çıkmaması durumunda danışana psikolojik değerlendirme ve klinik muayene yapılmalıdır. Klinik muayenede SCL-90, kaygı ölçekleri vb. ölçeklerden yararlanılabilir.

Kliniğe ilk başvuru, yaş dönemine göre farklı belirtiler ile gelebilmektedir. Aile içi ilişkilerinde problem, ebeveyn tutumları, agorafobi, öfke krizleri, iç sıkıntısı vb. gibi şikayetler ile gelebilirler. Direkt panik atak şikayeti ile de başvurabilirler. Klinik değerlendirme, SCL-90 sonuçlarının oldukça yüksek çıkması durumunda danışan psikiyatriste yönlendirilebilir. Gerek görülmesi halinde ilaç ve psikolojik destek birlikte yürütülebilir.

Panik nöbeti durumunda bireyler ağır korkudan dolayı konuşmakta ve iletişim kurmakta zorluk çekerler; sesleri titrer. Klinik belirtilerin yoğunluğuna göre bireyle ilişki kurmakta güçlük çekebilirler. Atak sonrasında birey, yaşadığı panik nöbetini tekrar yaşama korkusu hakkında konuşmayı isteyebilir.

Eğer sizde veya çevrenizde bu belirtiler varsa mutlaka profesyonel bir uzmandan destek almayı unutmayın.

Klinik Psikolog/Uzm. Psk. Dan.
Zeynep Mertoğlu

Başa dön tuşu