Psikolog

Yakınlıkla Kurulan Mesafe: Bağ Kurma Arzusu ve Kaçış

İstiyorum Ama Kaçıyorum: Yakınlaşma Korkusunun Sessiz Mantığı

İnsan çoğu zaman yalnız değildir; yalnızlığını taşımayı öğrenmiştir.
Ve tam da bu yüzden, bir başkasının varlığı çoğu zaman bir imkân değil, bir sarsıntı yaratır.

Yakınlaşma arzusu ile geri çekilme dürtüsü aynı bedende yan yana durabilir. Bu bir çelişki değil, bir organizasyondur. Zihin, bir yandan bağ kurmak isterken, diğer yandan bu bağı dağıtacak yollar üretir. Ve bunu yaparken kendini sabote ettiğini düşünmez; aksine, kendini koruduğuna inanır.

Çünkü yakınlık, yalnızca bir başkasına açılmak değildir.
Yakınlık, kişinin kendisiyle karşılaşma ihtimalidir.

Bir başkasıyla kurulan her temas, yalnızca o anın ilişkisini değil, geçmişte kurulmuş tüm ilişkisel izleri de harekete geçirir. Görülmek, çoğu zaman sadece anlaşılmak anlamına gelmez; aynı zamanda yargılanma, reddedilme ve terk edilme ihtimallerini de içerir. Bu yüzden bazı insanlar için yakınlık, sıcak bir temas değil, soğuk bir risk alanıdır.

Bu noktada geri çekilme bir zayıflık değil, bir stratejidir.

Kişi çoğu zaman “yanlış insanlara denk geliyorum” ya da “içime sinmiyor” diyerek durumu dışsallaştırır. Oysa bazen mesele karşısına çıkan kişiler değil, o kişilere yaklaşırken devreye giren içsel mekanizmadır. Bu mekanizma oldukça sofistike çalışır:
İlgiyi küçümser, kusur arar, duyguyu değersizleştirir, mesafe üretir.

Ve tüm bunları yaparken kişiye şu hissi verir:
“Ben sadece seçiciyim.”

Oysa bu seçicilik, çoğu zaman yakınlığın tolere edilemeyen yoğunluğunu düzenleme çabasıdır.

Yakınlaşma, kontrolün çözülmesidir.
Kontrol çözüldüğünde ise kişi, kendini belirsizliğin içine bırakmak zorunda kalır.
Ve belirsizlik, geçmişte güvensizlikle kodlanmışsa, zihin bu durumu bir tehdit olarak algılar.

Bu yüzden bazı insanlar, henüz incinmemişken uzaklaşmayı tercih eder.
Çünkü terk edilmektense, terk etmek daha yönetilebilir bir deneyimdir.

Bu noktada ortaya çıkan şey bir kaçıştan çok, bir döngüdür:
Yakınlaşma arzusu → temas → kaygı → geri çekilme → geçici rahatlama → yeniden yalnızlık.

Bu döngü, kısa vadede düzenleyici bir işlev görür; kişi kaygısını azaltır, kontrol hissini yeniden kurar. Ancak uzun vadede aynı yalnızlığı, aynı hayal kırıklığını ve aynı “neden olmuyor?” sorusunu üretir.

Yakınlaşma korkusu, çoğu zaman sevme kapasitesinin eksikliğiyle ilgili değildir.
Aksine, bağa yüklenen anlamın yoğunluğuyla ilgilidir.

Çünkü bazı insanlar için ilişki, sadece bir ilişki değildir.
İlişki, değer görme, kabul edilme, yeterli olma ve terk edilmeme ihtimallerinin tek bir yerde yoğunlaştığı bir alandır. Bu yoğunluk ise yakınlığı sürdürülebilir olmaktan çıkarır.

Dolayısıyla kişi, aslında karşısındaki insandan değil,
o ilişkide hissedeceği şeylerden uzaklaşır.

Burada kritik olan soru şudur:
Gerçekten ilişkiden mi kaçıyorum, yoksa o ilişkinin içinde ortaya çıkacak olan kendimden mı?

Çünkü bazı durumlarda kişi, bir başkasıyla kuracağı bağdan önce,
o bağın içinde kim olacağını tolere edemez.

Ve belki de mesele hiçbir zaman doğru insanı bulamamak değildir.
Mesele, yakınlığın yarattığı içsel hareketliliği taşıyacak bir zemin kuramamaktır.

Yakınlık, iki insan arasında kurulan bir mesafe değildir yalnızca;
aynı zamanda kişinin kendi içindeki mesafeyi ne kadar daraltabildiğiyle ilgilidir.

Başa dön tuşu