Psikolog

Yatak Odasına Sızan Yalanlar: Cinsel Mitler İnsanları Nasıl Sessizce Yaralıyor?

Yatak Odasına Sızan Yalanlar: Cinsel Mitler İnsanları Nasıl Sessizce Yaralıyor? Danışan koltuğa oturuyor. Göz teması kurmak zor. Eller kenetlenmiş. Cümle hep aynı yerden başlıyor: “Bilmiyorum normal mi ama…” İşte cinsel mitler tam burada devreye giriyor. İnsanların en doğal, en insani alanlarından birini; korku, utanç ve suçlulukla kaplayan görünmez kurallar bütünü. Kimse bu kuralları açıkça öğretmiyor ama herkes bir yerlerden öğrenmiş oluyor. Aileden, arkadaş ortamından, dizilerden, kulaktan dolma sohbetlerden… Ve en tehlikelisi şu: İnsanlar bunların doğru olduğunu sanıyor. Bir genç kadın düşünün. Evliliğinin ilk aylarında geliyor. “İyi bir eş değilim galiba” diyor. Sebep? Her zaman istekli değil. Ona göre “kadın eşini mutlu etmek zorundadır.” Bu bir bilgi değil, bir yük. Ve o yük, zamanla kaygıya dönüşüyor. Kaygı da bedeni kapatıyor. Sonra gerçekten isteksizlik başlıyor. Yani mit, gerçeği doğuruyor. Bir başka odada genç bir erkek. “Erkek dediğin her zaman hazır olur” cümlesi hayatının içine çivi gibi çakılmış. Oysa stresli, yorgun, kafası dolu. Ama bedeni her an performans göstermeli diye inanıyor. Bir iki başarısız deneyimden sonra panik başlıyor. Panik oldukça beden daha çok kilitleniyor. Sonra “sorunlu” etiketi geliyor. Oysa sorun bedende değil, kafasına yerleştirilen o yanlış kuralda. Cinsel mitlerin en yaygın özelliği şu: İnsanları insanlıktan çıkarıp role sokmaları. Kadın: Hep istekli ama masum olacak. Erkek: Hep güçlü, hep hazır olacak. Çift: Sorunsuz, kusursuz bir uyum yaşayacak. Gerçek hayatta böyle bir senaryo yok. Ama insanlar bu hayali senaryoya uymayınca kendilerini eksik sanıyorlar. Bir danışanım şöyle demişti: “İlk gecede canım acımazsa yanlış bir şey var sandım.” Çünkü ona “acımak normaldir” değil, “acımak gerekir” öğretilmişti. Aradaki fark çok büyük. Biri bilgi, diğeri zorunluluk. Zorunluluk olunca kişi bedenini dinlemiyor, beklentiyi dinliyor. Ve o an, cinsellik bir paylaşım olmaktan çıkıp sınav haline geliyor. Bir başka çiftte ise sorun bambaşkaydı. Erkek partner, izlediği içeriklerin gerçekliği yansıttığını sanıyordu. Süre, beden, tepki… Hepsinin belli bir “standartta” olması gerektiğine inanıyordu. Partneri ise kendini yetersiz hissetmeye başlamıştı. Zamanla temas azaldı. Çünkü kadın için yakınlık artık rahatlatıcı değil, değerlendirileceği bir alan olmuştu. Mitler burada da devredeydi: “Gerçek cinsellik böyle olur.” Oysa gerçeklik, iki insanın hisleriyle şekillenir; ekranla değil. Bir diğer mit: “Cinsellik kendiliğinden olur, konuşulmaz.” Oysa en sağlıklı ilişkilerde bile insanlar neyi sevdiğini, neyin rahatsız ettiğini öğrenerek ilerler. Ama konuşmak ayıp sanıldığı için çiftler sessiz kalıyor. Sessizlik büyüyor, yanlış anlamalar çoğalıyor, mesafe giriyor. Sonra “arzulamıyoruz” cümlesi geliyor. Oysa arzu çoğu zaman konuşulamayan şeylerin altında kalmış oluyor. Bir kadın danışan bir seansında aynen şunu söyledi: “Bedenim değiştiği için eşim beni artık istemez diye düşünüyorum.” Doğum sonrası bedeni değişmişti. Ama ona göre “çekici olmak zorunda”ydı. Kim söylemişti? Kimse doğrudan değil. Ama mesaj hep oradaydı. Beden bir deneyim alanı olmaktan çıkıp sergilenmesi gereken bir nesneye dönüşmüştü. Cinsel mitler sadece yatak odasını etkilemez. Özgüveni, beden algısını, ilişki bağını da etkiler. “Normal miyim?” sorusu zihni kemirdikçe kişi kendinden uzaklaşır. Kendi isteğini, sınırını, rahatını fark edemez. Çünkü sürekli dışarıdan gelen o görünmez kuralları kontrol etmeye çalışır. Şunu unutmamak gerekir: Cinsellik performans değil, deneyimdir. Rol değil, iletişimdir. Zorunluluk değil, karşılıklı his alanıdır. Ama mitler bunu tersine çevirir. İnsanları hissetmekten çok “doğru yapmaya” odaklar. Ve tam o noktada yakınlık azalır, kaygı artar. En iyileştirici şey ise çoğu zaman çok basit bir cümle oluyor: “Bu düşündüğün şey doğru olmak zorunda değil.” Danışan o an duruyor. İlk kez başka bir ihtimal olduğunu görüyor. Ve çoğu zaman gözleri doluyor. Çünkü yıllardır taşıdığı yükün aslında ona ait olmadığını fark ediyor. Cinsel mitler nesilden nesile aktarılan sessiz miraslardır. Ama her miras kabul edilmek zorunda değildir. Bazen en sağlıklı adım, “Bunu kim söyledi ve neden inandım?” diye sormaktır. Çünkü bilgi rahatlatır, mit baskı kurar. Bilgi yakınlaştırır, mit uzaklaştırır. Bilgi özgürleştirir, mit utandırır. Ve insanlar utandıkları yerde iyileşemezler.

Başa dön tuşu