Psikolog

Duygusal Donukluk: Acımamak İçin Hissetmemeyi Öğrenmek

Duygusal donukluk, çoğu zaman bir sorun gibi fark edilmez. Çünkü ortada taşan bir acı yoktur. Ağlama yoktur, kriz yoktur. Ama aynı zamanda canlılık da yoktur. Kişi hayata temas
ediyordur ama derinlemesine değil.

Bu hâl genellikle “Ben böyleyim” diye açıklanır. Oysa bu bir kişilik özelliğinden çok, öğrenilmiş bir hayatta kalma biçimidir.

Duygular Neden Donar?

Duygusal donukluk çoğu zaman yoğun duyguların uzun süre taşınmak zorunda kalınmasıyla ortaya çıkar. Çocuklukta ya da yaşamın belli dönemlerinde kişi, üzüntüsünü, korkusunu ya da öfkesini ifade edecek güvenli bir alan bulamamış olabilir. Hissetmek tehlikeli, yük ya da gereksiz hâle gelmiştir. Bu noktada zihin bir çözüm üretir: Hissetmezsem acımam.
Bu çözüm kısa vadede işe yarar. Kişi ayakta kalır, işlevini sürdürür, “güçlü” görünür. Ancak zamanla bu mekanizma genelleşir. Sadece acı değil, keyif de hissedilmemeye başlanır. Donukluk, aslında bastırmanın sessiz hâlidir.

Günlük Hayatta Nasıl Görünür?
Duygusal donukluk yaşayan bireyler genellikle “normal” bir hayat sürer. İşe gider, ilişkileri vardır, sorumluluklarını yerine getirir. Ancak yaşananlar içsel bir iz bırakmaz. Güzel bir olay olur, geçer. Kötü bir olay olur, geçer.Sıkça şu cümleler duyulur:
“Bir şey hissetmem gerekiyormuş gibi ama yok.”
“Mutlu olmam lazım ama olmuyorum.”
“Eskiden daha çok hissederdim.”

İlişkilerde bu durum, mesafe olarak algılanabilir. Kişi sevmiyormuş gibi, umursamıyormuş gibi görünür. Oysa çoğu zaman mesele ilgisizlik değil; duygulara ulaşamamaktır.

Duygusal Donukluk ile Depresyon Arasındaki Fark
Duygusal donukluk her zaman depresyon değildir. Depresyonda acı, suçluluk ve çökkünlük ön plandayken; donuklukta daha çok boşluk ve nötrlük vardır. Kişi üzgün olduğunu söylemez ama “canlı” da değildir.

Bu yüzden duygusal donukluk uzun süre fark edilmeden devam edebilir. Çünkü kişi kendini kötü hissetmiyordur; sadece iyi de hissetmiyordur. Bu arada hayat sessizce akıp gider.

Terapi Odasında Donuklukla Karşılaşmak
Terapide duygusal donuklukla çalışmak sabır ister. Çünkü ortada yoğun bir duygu yoktur; sessizlik vardır. Terapötik süreçte amaç, kişiyi “hissetmeye zorlamak” değil; güvenli bir alan içinde duyguların yavaş yavaş çözülmesine izin vermektir.

Çoğu zaman donukluğun altında bastırılmış bir acı, yas ya da korku vardır. Ama bu duygular birden ortaya çıkmaz. Önce beden tepkileri fark edilir, sonra küçük duygusal
ipuçları gelir. Kişi şunu deneyimler: “Hissetmek sandığım kadar tehlikeli değilmiş.” Bu noktada donukluk çözülmeye başlar. Hissetmek, yeniden öğrenilen bir beceri hâline gelir.

Canlılığa Dönüş
Duygusal donukluk çözüldükçe kişi bazen zorlanır. Çünkü hissetmek yalnızca güzel duyguları değil, acıyı da beraberinde getirir. Ancak bu aynı zamanda hayatla temasın
yeniden kurulmasıdır. Kişi yavaş yavaş şunu fark eder: Donukluk beni koruyordu ama aynı zamanda beni hayattan uzaklaştırıyordu. Ve bu fark ediş, gerçek bir dönüşümün başlangıcıdır.

Son Söz Yerine

Duygusal donukluk, bir eksiklik değil; geçmişte işe yaramış bir hayatta kalma yoludur. Ancak her yol, ömür boyu yürünmek zorunda değildir. İnsan hissettiği ölçüde canlıdır. Ve bazen iyileşme, daha mutlu olmak değil; yeniden hissedebilmektir.

HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

Başa dön tuşu