Psikolog

İçsel Eleştirmen: İçimizde Konuşan Tanıdık Bir Ses

“Bu kadarına sevinmen bile saçma.”
“Zaten sen hep böylesin.”
İçsel eleştirmen, çoğu zaman kişinin kendi sesiymiş gibi konuşur. Bu yüzden de fark edilmesi zordur. Oysa bu ses, kişinin özü değil; zaman içinde içselleştirdiği bir ilişki biçimidir.

İnsan bu sesi susturmakta değil, ondan kurtulmakta da zorlanır. Çünkü içsel eleştirmen, çoğu zaman kişiyi koruduğunu iddia ederek var olur.

İçsel Eleştirmen Nasıl Oluşur?
İçsel eleştirmen doğuştan gelmez; öğrenilir. Çocuklukta sıkça eleştirilen, kıyaslanan, performans üzerinden değer gören bireylerde bu ses daha erken ve daha güçlü yerleşir. “Daha iyi olmalısın”, “Böyle yaparsan sevilmezsin”, “Hata yapma” gibi mesajlar, zamanla dışarıdan değil içeriden gelmeye başlar.

Başlangıçta bu sesin bir işlevi vardır. Kişiyi hata yapmaktan korumaya, dışarıdan gelecek eleştiriyi önceden tahmin etmeye çalışır. Yani eleştirmen, aslında bir savunma mekanizması olarak doğar. Ancak zamanla bu savunma, kişiyi korumak yerine baskılamaya başlar. İçsel eleştirmen güçlendikçe kişi, kendi kendisinin en sert yargıcı hâline gelir.

İçsel Eleştirmenin Dili
Bu ses çoğu zaman mutlak ifadeler kullanır. “Hep”, “asla”, “zaten” gibi kelimelerle konuşur. Nüanslara yer bırakmaz. Yapılan on şeyden dokuzunu görmez, bir tanesine odaklanır. Başarıyı şansla, hatayı kişilikle açıklar.

İçsel eleştirmen genellikle duygulara değil, kusurlara odaklanır. Yorgunluğu tembellik, zorlanmayı zayıflık olarak etiketler. Bu nedenle kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, içsel bir
tatmin yaşayamaz. Zamanla kişi, bu sesin doğruluğunu sorgulamayı bırakır. Çünkü ses çok tanıdıktır. Tanıdık olan ise çoğu zaman “gerçek” gibi algılanır.

İlişkilerde ve Günlük Hayatta Etkileri
İçsel eleştirmen yalnızca kişinin kendisiyle ilişkisini değil, başkalarıyla kurduğu bağı da etkiler. Kişi, eleştirilmekten aşırı korkabilir ya da en ufak geri bildirimi bile kişisel bir saldırı gibi algılayabilir. Çünkü içerideki ses zaten yeterince serttir.

Bazı bireyler bu sesi bastırmak için aşırı mükemmeliyetçiliğe yönelir. Daha çok çalışır, daha çok verir, daha az durur. Bazıları ise tam tersi şekilde geri çekilir; denemekten vazgeçer. Çünkü denemek, eleştirmen için yeni bir malzeme demektir. Her iki durumda da kişi, potansiyelinden çok eleştirmeniyle meşguldür.

Terapi Odasında İçsel Eleştirmenle Çalışmak
Terapide içsel eleştirmenle çalışmanın ilk adımı, bu sesin kişiden ayrıştırılmasıdır. Amaç sesi yok etmek değil; onu tanımak ve sınırlandırmaktır. Çünkü bu ses çoğu zaman geçmişte işe yaramış ama bugünde işlevini yitirmiş bir stratejidir.

Danışan, içsel eleştirmenin ne zaman ortaya çıktığını, hangi durumlarda güçlendiğini fark etmeye başladığında bir mesafe oluşur. Bu mesafe, otomatikliğin kırıldığı yerdir. Kişi ilk kez şunu deneyimler: “Bu ses benim tamamım değil.”

Zamanla eleştirmenin yanına başka bir ses eklenir: daha gerçekçi, daha şefkatli ve daha kapsayıcı bir iç ses. Bu, eleştirmenin tamamen susması değil; tek başına karar verememesi anlamına gelir.

İçsel eleştirmen, insanın düşmanı gibi görünse de kökeninde korunma ihtiyacı vardır. Ancak sürekli eleştirilerek büyüyen hiçbir parça iyileşmez. İnsan gelişmek için baskıya değil, güvene ihtiyaç duyar.

Kendinizle konuşma biçiminiz, hayatla kurduğunuz ilişkinin aynasıdır. Ve bazen yapılacak en büyük değişim, daha iyi olmak değil; kendinizle daha insanca konuşmayı öğrenmektir.

HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

Başa dön tuşu