Psikolog

Yeme Davranışı Üzerine

Besin, yaşamın sürdürülmesi için en temel gereksinimlerden biridir. Beslenme süreci genellikle emzirme ve temel bakım veren tarafından başlar. Yaşamın ilk döneminde beslenme, yalnızca karın doyurma eylemi değil; bakım verenle kurulan temas, güven ve yatıştırılma deneyimini içerir. Bu nedenle besin, çoğu zaman “ilişki”nin temsili hâline gelir. Doyurmayı da içeren bakımın tutarlılığı, yeterliliği ve eşlik kapasitesi; bireyin kendilik algısını etkiler. Yeme davranışı yalnızca fizyolojik bir gereksinimin karşılanması değil, erken dönem bağlanma deneyimlerinin izlerini taşıyan bir alandır.

 

Birey büyüdükçe yiyecek seçimlerine; izinler, kurallar, yasaklar, yorumlar ve açıklamalar eklenir. Bu süreçte yeme davranışının temelleri şekillenir. Zamanla bireyin yemeğe yüklediği anlamlar ve bedenle kurduğu ilişki doğrultusunda yeme davranışı daha kompleks bir yapı kazanabilir.

 

Bedenle kurulan ilişki, besinlere yaklaşım ve yeme davranışları karşılıklı bir döngü içerisinde birbirini etkiler. Bu döngüden memnuniyet sağlanamadığında çeşitli psikolojik ve fizyolojik sorunlar ortaya çıkabilir.

 

Yeme ya da yememe davranışı, birey için bedeni üzerinde kontrol sağlama aracı haline gelebilir. Deneyimlenmesi zor duygularla başa çıkmak ve bu duyguları bastırmak amacıyla yeme davranışının bir destek mekanizması olarak kullanılabildiği görülmektedir.  

 

Doyurmak; açlığın yeterli miktarda besin alımıyla giderilmesi ve tokluk hissine ulaşılması anlamına gelirken, doldurmak; hissedilen boşluk, huzursuzluk ve çaresizlik duygularını bastırmak amacıyla yemenin kullanılması şeklinde tanımlanabilir.

 

Tüm bunlara ek olarak, çocukluk döneminde yaşanan engellenmelerin, duygusal ihmalin ve ayrılma-bireyleşme sürecine ilişkin fiksasyonların yeme davranışlarıyla ilişkisini değerlendirmek önemlidir. Hazzı düzenleme kapasitesi, bireyin doyum ile yoksunluk arasındaki dengeyi tolere edebilme ve içsel gerilimi yönetebilme becerisiyle ilişkilidir. Erken dönemde yaşanan doyumsuzluklar, aşırı doyum deneyimleri ya da engellenmeler; ruhsallıkta iz bırakarak ilerleyen yaşamda yeme davranışı üzerinden yeniden sahnelenebilir. Bu tekrar, yalnızca fizyolojik açlığın giderilmesine yönelik değildir; çoğu zaman eksiklik duygusu, terk edilme kaygısı, değersizlik hissi ya da kontrol ihtiyacı gibi bilinçdışı çatışmaların bedensel bir ifadesidir de bir açıdan.

 

Son olarak, beden ve ruh bir bütün olarak ele alınmalı; kendine şefkat temelli geliştirilen olumlu benlik algısının, hem yeme davranışı hem de beden algısı üzerinde koruyucu ve iyileştirici etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Başa dön tuşu