Psikolojik Dayanıklılık Mitleri: Güçlü Olmak Gerçekten Ne Anlama Gelir?
Gerçek psikolojik dayanıklılık, bireyin zorlayıcı yaşam olayları karşısında duygusal esnekliğini koruyabilmesiyle ilişkilidir. Bu esneklik, olumsuz duyguların yokluğu değil; bu duygularla temas edebilme ve onları düzenleyebilme kapasitesidir. Sürekli güçlü olmaya çalışan bireyler, çoğu zaman kendi kırılganlık alanlarıyla temas etmekten kaçınırlar.
Toplumsal söylemler de bu mitleri besler. “Güçlü olmalısın”, “takılı kalma”, “her şey geçer” gibi ifadeler, iyi niyetli görünse de bireyin duygusal deneyimini geçersizleştirebilir. Bu durum, kişinin yaşadığı zorlukları bastırmasına ve içsel bir yalnızlık geliştirmesine yol açar.
Araştırmalar, psikolojik dayanıklılığın sosyal destekle güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu göstermektedir. Yardım isteyebilmek, duyguları paylaşabilmek ve başkalarıyla güvenli bağlar kurabilmek dayanıklılığın temel bileşenlerindendir. Yalnız başına güçlü kalmaya çalışmak ise uzun vadede tükenmişlik riskini artırır.
Terapötik bağlamda dayanıklılık, danışanın duygusal deneyimini küçültmeden, onunla birlikte yeni baş etme yolları geliştirmeyi içerir. Bu süreçte amaç, bireyi daha sert hâle getirmek değil; daha esnek ve kendine şefkatli bir iç yapı oluşturmaktır.
Sonuç olarak psikolojik dayanıklılık, acıya karşı duyarsızlaşmak değil; acıyla temas edebilme cesaretidir. Gerçek güç, zorlandığını kabul edebilmekle başlar.
Hazırlayan:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz