Partnerin Duygusal Kapasitesinin Sınırlı Olması: Ne Yapmalı?
Bazı ilişkilerde en yorucu mesele sevgisizlik değil, partnerin duygusal olarak “az taşımasıdır”. Duygular konuşulmak istendiğinde konuyu kapatması, empati kurmakta zorlanması, yoğun hislere karşı kaçınması ya da “abartıyorsun” diyerek geçiştirmesi; zamanla ilişkide yalnızlık hissini artırır. Bu durum çoğu zaman kötü niyetli değildir. Bazı insanlar duygusal yakınlıkta beceriksizdir, bazıları çocukluktan beri duygularla baş etmeyi öğrenmemiştir, bazıları ise duygusal yükü tehdit gibi algılar.
Öncelikle gerçekçi bir ayrım yapmak gerekir: Partneriniz duygusal kapasitesini geliştirmeye açık mı, yoksa tamamen kapalı mı? Açık olan biri “bilmiyorum ama deneyeyim” diyebilir, geri bildirim alabilir ve küçük adımlar atabilir. Kapalı olan biri ise sürekli savunmaya geçer, sorumluluğu size yükler ve iletişimi bitirir. Bu ayrım, ilişkinin gidişatını belirler.
Duygusal kapasitesi sınırlı bir partnerle ilişki yürütürken beklentileri netleştirmek önemlidir. Her şeyi onun anlayacağı şekilde anlatmaya çalışmak, sürekli açıklama yapmak ve ilişkiyi tek başına taşımak uzun vadede tükenmişlik yaratır. Bu noktada “Benim ihtiyaçlarım da var” diyebilmek, suçluluk duymadan sınır koyabilmek gerekir.
İlişkide asıl sorun, bir tarafın duygusal ihtiyacının sürekli karşılıksız kalmasıdır. Çünkü bu durumda kişi zamanla kendini “fazla” hisseder. Oysa ihtiyaçların fazla olması değil, karşılığının olmaması yıpratıcıdır. Çözüm, duygusal iletişimi küçük ve somut adımlarla artırmaktır: haftada bir konuşma zamanı belirlemek, tartışma anında kaçmak yerine kısa mola vermek, empati cümleleri öğrenmek gibi.
Eğer partner değişime tamamen kapalıysa ve siz sürekli yalnız hissediyorsanız, bu ilişki bir noktada psikolojik maliyet üretir. Bu durumda çift terapisi destekleyici olabilir. Çünkü bazı çiftlerde mesele sevgi değil, iletişim becerisidir. Ancak unutulmaması gereken şey şudur: Duygusal kapasite geliştirilebilir ama zorla büyütülemez.