Psikolog

Histriyonik Kişilik Bozukluğu – Psk. Ahmet Özen

Histriyonik Kişilik Bozukluğu

Histriyonik Kişilik Bozukluğu, bireyin davranış, duygu ve kişilerarası ilişki örüntülerini yaygın ve süreğen biçimde etkileyen bir kişilik bozukluğudur. Bu bozukluğun temel özelliği, bireyin sürekli olarak ilgi odağı olma ve çevresinden onay görme ihtiyacıdır. Dikkatin azaldığı ya da başka kişilere yöneldiği durumlarda, birey yoğun rahatsızlık hissedebilir ve bu durumu telafi etmek amacıyla çeşitli dikkat çekici davranışlar sergileyebilir.

Histriyonik kişilik bozukluğuna sahip bireyler sıklıkla dış görünümlerine ve kendilerini sunuş biçimlerine büyük önem verirler. Gösterişli veya dikkat çekici giyim tarzları, abartılı jest ve mimikler, teatral konuşma biçimleri ve dramatik anlatımlar bu bozukluğun sık gözlenen davranışsal özelliklerindendir. Bu davranışlar çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon amacı taşımaktan ziyade, bireyin kendilik değerini dışarıdan gelen geri bildirimler üzerinden düzenleme çabasının bir yansımasıdır. Sosyal ortamlarda bu bireyler, özellikle dikkat odağı olabilmek için yoğun bir çaba içerisine girebilirler. İlk karşılaşmalarda sıcak, enerjik ve çekici olarak algılanmaları mümkündür; ancak kurulan ilişkiler çoğunlukla yüzeysel kalır. Bunun temel nedeni, ilişkilerin derin duygusal paylaşım ve karşılıklılık temelinde değil, bireyin anlık ilgi ve beğeni ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak şekillenmesidir. Zamanla bu durum, ilişkilerde hayal kırıklıkları, kopukluklar ve istikrarsızlıklar doğurabilir.

Duygusal açıdan bakıldığında, histriyonik kişilik bozukluğu olan bireylerin duyguları hızlı değişen, yoğun ancak yüzeysel bir nitelik taşır. Duygusal tepkiler sıklıkla dramatik biçimde ifade edilir; ancak bu ifadeler derinlikten yoksun olabilir ve kısa sürede yerini başka bir duyguya bırakabilir. Bu durum, çevredeki kişilerin bireyin gerçek duygusal durumunu anlamasını zorlaştırır ve kişilerarası ilişkilerde kafa karışıklığına yol açabilir.

Bu kişilik örüntüsü genellikle genç yetişkinlik döneminde belirginleşir ve zaman içinde görece sabit bir yapı gösterir. Histriyonik kişilik bozukluğunda bireyler, bağlamla uyumsuz biçimde baştan çıkarıcı veya provokatif davranışlar sergileyebilirler. Bu davranışlar çoğu zaman ilgi çekme ve değerli hissetme ihtiyacına hizmet eder. İlişkilerde idealizasyon eğilimi görülebilir; ancak beklentilerin karşılanmaması durumunda hızlı bir hayal kırıklığı ve değersizleştirme süreci yaşanabilir.

Klinik açıdan bakıldığında, histriyonik kişilik bozukluğu olan bireylerde içgörü düzeyi sıklıkla sınırlıdır. Kendi davranış örüntülerinin kişilerarası sorunlardaki rolünü fark etmekte zorlanabilirler. Bu durum, tedavi sürecine başlama ve tedaviyi sürdürme konusunda güçlükler yaratabilir. Terapiye başvuru çoğu zaman doğrudan kişilik özellikleri nedeniyle değil; ilişki problemleri, duygudurum bozuklukları veya yaşanan krizler sonucunda gerçekleşir. Tedavide temel yaklaşım psikoterapidir. Bilişsel-davranışçı terapi, psikodinamik terapi ve şema terapisi gibi yaklaşımlar, bireyin kendilik algısını güçlendirmeyi, duygusal düzenleme becerilerini geliştirmeyi ve dikkat ile onay ihtiyacını daha işlevsel yollarla karşılamasını hedefler. Terapötik süreçte, bireyin duygularını daha gerçekçi ve dengeli biçimde tanıması, kişilerarası sınırları fark etmesi ve ilişkilerde karşılıklılığı artırması amaçlanır. İlaç tedavisi histriyonik kişilik bozukluğunun çekirdek belirtilerini hedeflemez; ancak eşlik eden depresyon, anksiyete veya somatik yakınmalar söz konusuysa destekleyici olarak kullanılabilir.

Sonuç olarak, histriyonik kişilik bozukluğu; aşırı dikkat ve onay ihtiyacı, dramatik ancak yüzeysel duygusal ifadeler ve istikrarsız kişilerarası ilişki örüntüleriyle karakterize edilen bir kişilik yapılanmasıdır. Uygun psikoterapötik müdahalelerle, bireyin duygusal farkındalığını artırması, ilişkilerinde daha derin ve sürdürülebilir bağlar kurabilmesi ve daha dengeli bir benlik algısı geliştirmesi mümkündür.

Başa dön tuşu