Ebeveynliğin Dışsallaştırılması: Sorumluluğun Devri ve Çocuğun Ruhsallığı
Dışsallaştırma Nedir?
Ebeveynliğin dışsallaştırılması; çocuğun duygusal, zihinsel ve gelişimsel ihtiyaçlarına dair sorumluluğun, büyük ölçüde ebeveyn dışındaki kişi ve yapılara aktarılmasıdır. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir ihmal değildir. Aksine, ebeveynin kendi kaygısı, yetersizlik duygusu ya da hata yapma korkusu ile baş etme biçimlerinden biri olabilir.
Modern ebeveyn, çocuğuna “en iyisini” sunmak isterken, çoğu zaman onunla doğrudan temas etmekten ziyade, en iyi kurumu, en iyi eğitmeni, en iyi programı bulmaya odaklanır. Böylece ebeveynlik, duygusal bir eşlikten çok, organizasyonel bir yöneticiliğe dönüşebilir.
Bu noktada şu soru önemlidir:
Çocuk için asıl ihtiyaç, daha fazla imkân mı; yoksa daha fazla temas mı?
Çocuğun Ruhsallığı ve Duygusal Süreklilik
Psikanalitik kurama göre çocuğun ruhsallığı yalnızca fiziksel bakım ile değil; duygularının görülmesi, adlandırılması ve süreklilik içinde tutulmasıyla gelişir. Çocuk, ancak biri onun iç dünyasına merakla baktığında kendi iç dünyasını merak etmeyi öğrenir.
Duygusal sorumluluk devredildiğinde şu risk ortaya çıkar:
Çocuk “bakılan” ama “merak edilmeyen” bir özne hâline gelebilir.
Bir öğretmen çocuğun akademik gelişimini destekleyebilir. Bir antrenör motor becerilerini geliştirebilir. Ancak çocuğun hayal kırıklığını, kıskançlığını, korkusunu ya da sevinçlerini en derinden taşıması beklenen kişi ebeveyndir. Bu taşıma kapasitesi zayıfladığında çocuk, duygularını düzenleme konusunda yalnız kalabilir.
Bu yalnızlık çoğu zaman sessizdir. Çocuk dışarıdan “iyi uyum sağlayan” görünebilir. Ancak iç dünyasında değersizlik, görünmezlik ya da sürekli performans üretme zorunluluğu hissi gelişebilir.
Bağlanma ve Öznelik
Bağlanma kuramı çocuğun güvenli bir bağ figürüne ihtiyaç duyduğunu vurgular. Güvenli bağ, yalnızca fiziksel yakınlıkla değil; duygusal erişilebilirlikle kurulur. Ebeveyn fiziksel olarak mevcut olsa bile ruhsal olarak erişilemez olduğunda çocuk, bağlanma sistemini farklı biçimlerde organize edebilir: aşırı uyumlu olma, kendi ihtiyaçlarını bastırma, ya da tam tersine yoğun talepkârlık gibi.
Sorumluluğun yoğun biçimde devredildiği ortamlarda çocuk şu mesajı içselleştirebilir:
“Benim ihtiyaçlarım doğrudan karşılanmıyor; aracı yapılar üzerinden düzenleniyor.”
Bu durum uzun vadede özneleşme sürecini etkileyebilir. Çocuk kendi arzularını keşfetmek yerine, başkalarının beklentilerine uyumlanmaya yönelebilir. Hedefler, içsel motivasyondan çok dış onay üzerinden şekillenebilir.
Suçluluk, Kaçınma ve Narsistik Yatırım
Ebeveynliğin dışsallaştırılmasının arkasında çoğu zaman yoğun bir suçluluk ve kaygı vardır. “Yeterince iyi değilim” duygusu, ebeveyni daha fazla destek almaya iter.
Ancak bu destek bazen, ebeveynin çocuğun karmaşık duygularıyla yüzleşmekten kaçınma biçimine dönüşebilir.
Bazı durumlarda ise çocuk, ebeveynin narsistik yatırımının taşıyıcısı hâline gelir. Yani çocuk, ebeveynin kendi eksik hissettiği alanları telafi etme aracı olur. Bu durumda çocukla kurulan ilişki, onun ruhsal ihtiyaçlarından çok ebeveynin beklentileri etrafında şekillenir. Sorumluluk devri burada da işlevseldir: performansı artıracak her dış yapı desteklenir, ancak çocuğun içsel dünyası geri planda kalabilir.
“Yeterince İyi” Ebeveynlik Mümkün mü?
Psikolojik literatürde sıkça vurgulanan “yeterince iyi ebeveynlik” kavramı, kusursuzluğu değil; duygusal sürekliliği ifade eder. Ebeveyn her zaman doğru tepkiyi veremez. Ancak hatayı fark edip onarma kapasitesi, ilişkiyi güçlendirir.
Ebeveynliğin tamamen devredilmediği, fakat destekle dengelendiği bir model mümkündür. Çocuk kreşe gidebilir; ancak gün sonunda yaşadıklarını anlatabileceği, duygularının ciddiye alındığı bir alan bulmalıdır. Çocuk ders alabilir; ancak başarısızlık korkusunu ebeveyniyle paylaşabildiğini bilmelidir.
Asıl mesele, çocuğun hayatındaki profesyonellerin varlığı değil; ebeveynin ruhsal geri çekilişidir.
Temasın Onarıcı Gücü
Modern yaşam ebeveynliği zorlaştırıyor. Ancak çocuğun ruhsallığı için vazgeçilmez olan şey, mükemmel koşullar değil; duygusal temasın sürekliliğidir. Çocuğun gözlerine bakmak, onu gerçekten dinlemek, duygularını adlandırmasına yardımcı olmak ve bazen hiçbir çözüm sunmadan yanında kalabilmek…
Ebeveynliğin dışsallaştırılması çoğu zaman bir çaresizlikten doğar. Fakat çocuk için en güçlü düzenleyici hâlâ ebeveynin zihninde tutulabilmektir. Bir çocuğun ruhsal gelişimi, en çok şunu hissettiğinde desteklenir:
“Ben sadece yönetilen bir proje değilim; birinin gerçekten merak ettiği bir iç dünyam var.” Ebeveynlik, tüm destek mekanizmalarına rağmen, özünde iki öznenin temas ettiği bir ilişkidir. Ve bu temas, çocuğun gelecekte kendiyle kuracağı ilişkinin temelini oluşturur.
Çocuğun Sessiz Sorusu
Ebeveynliğin dışsallaştırılması çoğu zaman kötü niyetin değil, yorgunluğun, kaygının ve yetememe korkusunun bir sonucudur. Bu nedenle mesele suçlamak değil; fark etmektir.
Bir çocuğun ruhsal gelişimi için en belirleyici unsur, kusursuz imkânlar değil; ebeveynin zihninde ve kalbinde tutulabilmektir. Çocuk şunu hissedebildiğinde güçlenir:
“Benim duygularım birine ağır gelmiyor. Birisi beni gerçekten merak ediyor.”
Bu noktada çocukların ailelerine yönelttiği –çoğu zaman söze dökülmeyen– bir soru vardır:
“Benimle gerçekten temas ediyor musun, yoksa benim için en iyisini organize mi ediyorsun?”
Bu soru ebeveyn için rahatsız edici olabilir. Ancak aynı zamanda dönüştürücüdür. Çünkü çocuğun ihtiyacı, daha fazla plan değil; daha fazla psikolojik varlıktır. Daha fazla kontrol değil; daha fazla temas.
Belki de asıl mesele şudur:
Çocuğumuzun hayatını ne kadar düzenlediğimizden çok, onun iç dünyasına ne kadar eşlik edebildiğimiz.
Ebeveynlik tüm destek mekanizmalarıyla birlikte yürüyebilir. Ancak hiçbir kurum, hiçbir uzman, çocuğun ebeveyni tarafından merak edilmesinin yerini tutamaz. Çocuk için en onarıcı deneyim, hatasız bir ebeveyne sahip olmak değil; duygusal olarak geri dönebileceği bir ebeveynle ilişki kurabilmektir.
Bu yazı bir eleştiri değil; bir davettir.
Çocuğunuzun programına değil, iç dünyasına bakmaya yönelik bir davet.