Bağlanma Travmaları: Yakınlık İsterken Kaçmak Neden Olur?
Bağlanma, insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir. Yakın olmak, anlaşılmak, duygusal olarak güvende hissetmek isteriz. Ancak bazı bireyler ilişkilerde tam da bu yakınlık oluşmaya başladığında geri çekilir, soğur ya da ilişkiyi sabote eder. Bunun temelinde çoğu zaman bağlanma travmaları yer alır.
Bağlanma travmaları, çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişkilerde yaşanan tutarsızlık, ihmal, aşırı kontrol ya da duygusal mesafe sonucunda gelişir. Çocuk, sevgiyle birlikte acı, belirsizlik ya da reddedilme yaşadığında zihninde şu inanç oluşabilir: “Yakınlık tehlikelidir.”
Bu bireyler yetişkinlikte ilişki ister ama bağlanmaktan korkar. Yakınlık arttıkça kaygı yükselir. Partnerin ilgisi bile tehdit gibi algılanabilir. Bir yandan sevilmek isterken diğer yandan özgürlüğünü kaybedeceğini düşünür. Bu çelişki, ilişkilerde gelgitli davranışlara yol açar.
Bağlanma travması yaşayan kişilerde sıkça görülen davranışlar şunlardır: ani soğuma, duygusal geri çekilme, partneri küçük nedenlerle itme, ilişkiyi değersizleştirme ya da “yanlış kişi” olduğuna kendini ikna etme. Bunlar bilinçli tercihler değil, otomatik savunma mekanizmalarıdır.
Bu tür travmalar sadece kaçınan bağlanma şeklinde görülmez. Bazı bireylerde aşırı bağlanma, terk edilme korkusu ve yoğun kıskançlık olarak ortaya çıkar. Temel korku aynıdır: “Bırakılırsam dayanamayacağım.” Bu nedenle kişi ya aşırı tutunur ya da hiç tutunmaz.
Bağlanma travmaları fark edilmediğinde ilişki sürekli aynı döngüye girer. Başlangıçta yoğun bir yakınlık, ardından mesafe ve kopuş yaşanır. Kişi “hep aynı tip ilişkiyi yaşıyorum” hissine kapılır.
İyileşme, kişinin kendi bağlanma stilini fark etmesiyle başlar. Yakınlıktan korktuğunu kabul etmek zayıflık değil, farkındalıktır. Güvenli ilişkiler, bu travmaların zamanla yumuşamasına yardımcı olabilir. Bağlanmak öğrenilen bir beceridir ve yeniden öğrenilebilir.