Aldatılma Şüphesi ve Gerçekliğine Sahip Çıkma Rehberi
Aldatılma Acısı ve Şüphenin Pençesinden Kurtulmak
Hani bazı geceler vardır; eşinizle ilgisiz ve birbirinize uzak geçen akşamların ardından gelen. Yatağa uzandığınızda göğsünüzün üzerine koca bir taş oturmuş gibi hissedersiniz. Eliniz gayri ihtiyari telefona gider, bir sosyal medya hesabını kontrol etmek ya da eşinizin son görülme saatini yakalamak istersiniz. Korku, heyecan, beklenti, umut bütün duygular iç içe geçmiş şekilde adeta benliğinizi ele geçirir…Eğer bu satırları okuyorsanız, muhtemelen kalbinizde o meşhur, sinsi şüpheyle ya da aldatılmanın getirdiği o ağır yıkımla boğuşuyorsunuz demektir.
Sanırım bir yakınımızın ölmesinden sonra hissedeceğimiz en büyük korku aldatılmak. Şüphesi bile insanı yerle bir ediyor. Açıkçası, bir kadının hayatta deneyimleyebileceği en can yakıcı duygulardan biri aldatılma şüphesi. Çünkü bu, sadece bir “sadakatsizlik” değil; güveninizin, ortak geçmişinizin ve geleceğe dair kurduğunuz tüm hayallerin bir anda tuzla buz olması demek.
Aldatılan Kadın Ne Hisseder?
Dışarıdan bakınca “üzüntü” denip geçilen bu süreç, esasında içinde devasa bir fırtına barındırır. Klinik pratiğimde (ve bazen dertleştiğim dostlarımda) gördüğüm kadarıyla, bu süreç genellikle şu duygusal duraklardan geçiyor.
Yetersizlik Hapsi ( En çok karşılaştığım dinamik): “Ben nerede hata yaptım?”, “Eksik olan neydi?” gibi sorular beyninizi kemirmeye başlar. Oysa sadakatsizlik sizin bir “eksikliğiniz” değil, karşı tarafın bir karakter zafiyeti ya da seçim hatasıdır. Bir insanın sadakat anlayışı başka bir insana bağlı veya başka bir insanla ilgili değildir. Dolayısıyla bizimle de bir ilgisi yoktur.
Gerçeklik Algısının Bozulması. Yıllarca güvendiğiniz insanın aslında bir yabancı olduğunu fark etmek, “Ben bunca zaman neyi yaşadım?” dedirtir. Sanki bastığınız zemin bir anda ayağınızın altından çekilmiş gibidir. Kocaman bir hatanın sorumlusu olmak korkusu hiç de hafife alınacak türden değildir.
O Garip İkilem: Hem ona sarılmak istersiniz (çünkü hala alışkanlığınızdır) hem de dokunuşundan tiksinirsiniz. Bu karmaşa insanı duygusal olarak felç eder. Hani Aşkın Nur yengi bir şarkısında diyor ya, bir yanım karşı koyar, bir yanım ister.. İşte tam da böyle..
O Meşhur Şüphe Kapıyı Çaldığında Ne Yapmalı?
Eğer henüz somut bir kanıt yoksa ama içinizdeki o huzursuz ses “Bir şeyler ters gidiyor” diye fısıldıyorsa, panikle hareket etmek genellikle işleri daha da sarpa sardırır.
Acele etmeyin. Biraz sabredin, hemen yüzleşmeyin. Elinizde net bir kanıt olmadan suçlama yapmak, partnerinizin savunmaya geçmesine ve delilleri daha usta bir şekilde saklamasına neden olur.
Böyle bir süreçte partneriniz sizin gerçeklik algınızla oynayabilir, bu ihtimale karşı kendi gerçekliğinize tutunun. Eğer partneriniz size “Sen delirdin, uyduruyorsun, çok kıskançsın” (yani o meşhur gaslighting) diyorsa, kendi sezgilerinize güvenin. Notlar tutun, tarihleri bir yere yazın. Hafızanızla oynanmasına izin vermeyin.
Hafiyeleşmek mi, Özgürleşmek mi? Telefon karıştırmak, gizli stalk yapmak kısa süreli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede sizi bir takip hapishanesine hapseder. Hedefiniz kanıt bulmak kadar, kendi ruh sağlığınızı korumak olmalı. Hiç bir şey sizin psikolojik sağlığınızdan daha önemli değil, bunu kendinize sık sık hatırlatın.
“Ya beni aldatıyorsa?” düşüncesi uykularınızı kaçırıyorsa, bu kaygı sizi daha fazla kemirip bitirmeden şu adımları atmayı deneyin.
Öncelikle, biliyorum çok zor ama ne yapın edin odağınızı kendinize çevirin. Partnerinizin ne yaptığını saniye saniye kontrol edemezsiniz, böyle bir şey hem çok yorucu hem zaten mümkün de değil. Ama kendi tepkilerinizi yönetebilirsiniz. Kendi işinize, hobinize veya sosyal çevrenize dönmek, o ağır kaygıyı biraz olsun nefes alınabilir kılar.
Dış dünyayla bağınızı kesmeyin. Sadakatsiz partnerler genellikle sizi yalnızlaştırır. Güvendiğiniz bir dostunuzla konuşmak, “Ben mi saçmalıyorum?” sorusunun cevabını dışarıdan bir gözle almak çok değerlidir. Ama burada bir dosttan bahsediyorum, bir çok eş dost akrabadan değil, buna da dikkat edin.
Profesyonel bir gözlemciye başvurun. Çünkü bir uzman aile danışmanıyla çalışmak, sadece “ayrılmalı mıyım, ayrılmamalı mıyım?” sorusuna yanıt aramak değildir. Kendi özdeğerinizi yeniden inşa etmek için de bu odaya ihtiyacınız var. Yardım istemekten çekinmeyin, bırakın bir terapist sizi dinlesin, anlasın.
Demem o ki; şu an hissettiğiniz o derin sızı, sizin sonunuz değil. Galiba hayatın en zor derslerinden biri bu. Bir başkasının sadakati üzerinde hiç birimizin tam kontrolü yok, ama kendi saygınlığımız üzerinde tam kontrolümüz vardır.
Kendinize şefkat gösterin, çünkü şu an en çok buna ihtiyacınız var.