Annelik rolleri ve kadın olmak

Annelik Bir Rol müdür, Yoksa Kimliğin Kendisi mi?
Modern dünyada kadın olmak, her gün onlarca farklı şapkayı üst üste takmak gibi. Ama bir şapka var ki, takıldığı andan itibaren diğer her şeyi görünmez kılabiliyor: Annelik. Bir kadın anne olduğunda, toplum çoğu zaman onun “kadın”, “eş”, “arkadaş” ya da “profesyonel” kimliklerini sessize almasını bekliyor. Peki, biz bu rollerin neresindeyiz?
1. “Anne” Olunca “Ben”e Ne Oluyor?
Çocuğun ihtiyaçları, evin düzeni ve bitmek bilmeyen sorumluluklar arasında kadının kendi öz bakımı ve ilgi alanları genellikle listenin en sonuna atılıyor. Çoğu zaman toplum, kadının fedakarlığı ölçüsünde “iyi bir anne” olduğunu savunur. Bu sessiz dayatma, kadının kendi hayallerini ve heyecanlarını bir suçluluk duygusuyla paketleyip rafa kaldırmasına neden olur. Oysa bir kadının ruhu sadece annelikle beslenemeyecek kadar geniştir; üretmek, öğrenmek ve sadece “kendi” olarak var olmak, o ruhun en temel gıdasıdır.
2. Proje Çocuklar ve Mükemmeliyetçilik Tuzağı
Günümüzde annelik, adeta bir performans sergileme alanına dönüştü. “En doğalını yedirmeliyim”, “En iyi eğitimi aldırmalıyım” derken, kadınlar kendi hayatlarını bir kenara bırakıp çocuklarını birer “proje” olarak görme riskine giriyor. Bu durum hem anneyi tükenmişliğe sürüklüyor hem de çocuğun üzerine ağır bir yük bindiriyor. Bir süre sonra kadın, sadece başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan bir “hizmet mekanizması” gibi hissetmeye başlayabiliyor.
3. Sınırları Yeniden Çizmek
Kadın kimliği ile annelik rolü arasındaki o ince çizgiyi korumak, aslında çocuğumuza verdiğimiz en büyük derstir. Ona, bir bireyin kendi sınırlarına sahip çıkmasının ne kadar kıymetli olduğunu sözlerle değil, yaşayışımızla gösteririz. Kendi alanımızı koruduğumuzda, tükenmişlik yerini içsel bir dengeye bırakır ve bu denge tüm aileye sirayet eder. Kimliğimizi rollerimizin içinde eritmek yerine, rollerimizi kimliğimizin birer parçası olarak görmeye başladığımızda özgürleşiriz.
Sonuç Olarak…
Kadın kimliğini annelik rolünün altından çekip çıkarmak bir bencillik değil, bir ihtiyaçtır. Kendine ait bir hobiye vakit ayırmak, mesleki gelişimine odaklanmak ya da sadece sessizce bir kahve içmek; kadının “kendi” kalabilmesini sağlar. Unutmayalım ki, çocukların kusursuz annelere değil, hayattan keyif alan mutlu rol modellere ihtiyacı var.
Unutma; sen sadece birinin annesi, birinin eşi ya da birinin çalışanı değilsin. Sen, tüm bu sıfatlardan önce ve sonra, varlığıyla değerli olan o eşsiz kadınsın.