Yeme Bozukluğu Nedir? Kilo Değil, Zihinsel İlgili Bir Mücadele
Yeme bozukluğu, dışarıdan bakıldığında “yemekle ilgili bir sorun” gibi görünse de aslında çoğu zaman duygularla, düşüncelerle ve özdeğerle ilgili psikolojik bir mücadeledir. Birçok kişi yeme bozukluğunu sadece kilo verme isteğiyle ilişkilendirir. Oysa yeme bozuklukları, kişinin yemekle ve bedeniyle kurduğu ilişki üzerinden kontrol, güvenlik, değer görme ve baş etme ihtiyacını düzenlemeye çalıştığı karmaşık bir süreçtir.
Yeme bozukluğu yaşayan kişiler genellikle yeme davranışını sadece fiziksel açlıkla yönetmez. Yemek; kaygıyı azaltmak, duyguları bastırmak, kontrol hissi kazanmak veya kendini cezalandırmak için kullanılabilir. Bu nedenle yeme bozukluklarında asıl mesele “ne kadar yediği” değil, “neden yediği ya da yemediği” sorusudur. Kişi bazen kendini iyi hissetmek için değil, kötü hissetmemek için belirli bir düzen kurar.
Bu süreçte zihin çok güçlü bir dil üretir: “Bunu yemezsem daha değerli olurum”, “Kilo alırsam sevilmem”, “Kontrolü kaybedersem biterim” gibi. Bu düşünceler zamanla bir inanca dönüşür ve kişinin hayatı daralmaya başlar. Sosyal ortamlardan kaçınma, aynaya bakmaktan rahatsız olma, yemek sonrası suçluluk, bedenle sürekli uğraşma gibi belirtiler bu daralmanın parçalarıdır.
Yeme bozukluklarının tehlikeli yanı, çoğu zaman “disiplin” gibi görünmesidir. Özellikle kilo kaybı toplumda övüldüğü için kişi zorlandığını fark etmeyebilir. Ancak yeme bozukluğu, kişinin yaşam kalitesini düşürür, ilişkilerini etkiler, zihinsel enerjisini tüketir ve bedensel sağlık riskleri oluşturur.
İyileşme mümkündür ve çoğu zaman sadece yeme düzeniyle değil, kişinin kendine bakışını, duygu düzenleme becerilerini ve özdeğer algısını güçlendirmekle ilerler. Bu nedenle yeme bozukluklarında psikolojik destek almak bir “lüks” değil, temel bir ihtiyaçtır.