Psikolog

Esnek Zihin, Sağlam Ruh: Belirsizliğin İçinden Geçebilmek

Esnek Zihin, Sağlam Ruh: Belirsizliğin İçinden Geçebilmek

Son zamanlarda üniversite gençliği ve genç yetişkinlerle yaptığım seanslarda ve incelediğim verilerde sıkça karşılaştığım bir örüntü var. Hayatın, özellikle de üniversite yıllarının getirdiği o “ne olacağım?” sorusuyla baş başa kaldığımızda, bazılarımız fırtınada savrulan bir yaprak gibi hissederken, bazılarımız kökleri derin bir ağaç gibi yerinde kalabiliyor. Peki, bu farkı yaratan ne? Neden aynı belirsizlik denizi içinde bazılarımız boğuluyor, bazılarımız yüzmeyi öğreniyor?

Kendi incelemelerim ve analizlerim sonucunda, ruh sağlığımızın bu denklemini üç temel kavram üzerinden okuyorum: Bilişsel Esneklik, Belirsizliğe Tahammülsüzlük ve Yılmazlık.

Zihinsel Esneklik Neden Bu Kadar Önemli?

Öncelikle “Bilişsel Esneklik” kavramına odaklanmak istiyorum. Bunu sadece zeka veya problem çözme yeteneği olarak görmüyorum; bu, kişinin zor durumlarla karşılaştığında “tek bir yol yok, alternatiflerim var” diyebilme becerisidir. Verileri incelediğimde net bir tabloyla karşılaşıyorum: Bilişsel esnekliği yüksek olan bireylerin, psikolojik sağlamlık (yılmazlık) düzeyleri de anlamlı derecede yüksek çıkıyor. Yani zihnimizi ne kadar esnetirsek, alternatiflere ne kadar açık olursak, ruhsal bağışıklığımız o kadar güçleniyor.

Belirsizlik: Bir Tehdit mi, Bir Süreç mi?

İşin rengini değiştiren asıl faktör ise “Belirsizliğe Tahammülsüzlük”. Belirsizlik, hayatın kaçınılmaz bir parçası. Ancak analizlerim gösteriyor ki, belirsiz durumları “tehdit edici, kabul edilemez ve baş edilemez” olarak algılayan kişilerin psikolojik sağlamlıkları ciddi oranda düşüyor.

Burada çok kritik bir mekanizma keşfettim: Bilişsel esneklik ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide, belirsizliğe tahammülsüzlük bir “köprü” (aracı) görevi görüyor. Şöyle ki; eğer zihinsel olarak esnekseniz, belirsizliğe karşı tahammülsüzlüğünüz azalıyor. Belirsizliği daha iyi tolere edebildiğiniz için de psikolojik olarak daha sağlam kalıyorsunuz. Yani esnek bir zihin, belirsizliği bir canavar olmaktan çıkarıyor ve bu sayede ayakta kalmamızı sağlıyor.

Demografik Gerçekler ve Ekonomik Koşullar

Bu süreçte sadece bireysel değil, çevresel faktörlere de bakmak zorundayım. Yaptığım analizlerde cinsiyetin veya yaşın, bu psikolojik dayanıklılık üzerinde belirleyici bir fark yaratmadığını gördüm. Kadın ya da erkek olmak, bu mekanizmayı değiştirmiyor.

Ancak göz ardı edemeyeceğimiz bir “ekonomik algı” gerçeği var. Gelir düzeyini “iyi” olarak algılayan bireylerin hem bilişsel esneklikleri hem de psikolojik sağlamlıkları daha yüksek seyrediyor. Buna karşılık, gelir durumunu “kötü” olarak tanımlayan kişilerde belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi anlamlı şekilde artıyor. Ekonomik kaygılar, zihnin esneme payını daraltıyor ve belirsizliği daha korkutucu hale getiriyor gibi görünüyor.

Sonuç Olarak Ne Yapmalı?

Klinik pratiğimde ve bu analizler ışığında önerim şu: Hayatın belirsizliklerini yok edemeyiz. Ancak onlara verdiğimiz tepkiyi değiştirebiliriz. Zihinsel katılık, bizi kırılganlaştırır. “Mutlaka böyle olmalı” demek yerine “Böyle olmazsa, şu yolu denerim” diyebilmek, yani o bilişsel esnekliği kazanmak, belirsizliğe karşı en büyük kalkanımızdır.

Unutmayın; rüzgarda kırılmayan dal, en sert olan değil, esneyebilen daldır.

Başa dön tuşu