Öfke Yasak, Suçluluk Serbest: Aile İçinde Kurulan Duygusal Denklem – Uzm. Kl. Psk. Melis Aksoy

Öfke, Bağlanma ve Terapi: İçsel Denklemlerle Yolculuk
Birçok insan için aileye öfke duymak, yalnızca bir duygu değil; aynı zamanda bir korkudur. Bu korku çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmez. Daha çok içsel bir yasak gibi yaşanır:
“Anneye babaya öfke duyulmaz.”
“Onlarla arkadaşınla konuşur gibi konuşulmaz.”
“Öfke saygısızlıktır.”
“Nankörlük yapma.”
Bu cümleler açık ya da örtük biçimde öğrenilmiş bir denklemi oluşturur.
Öfke = Hata
Öfke = Saygısızlık
Öfke = Sevgiyi kaybetme riski
Bu denklem çocuklukta kurulmuşsa, yetişkinlikte de işlemeye devam eder. Bazı aile ortamlarında öfkeye hiç alan açılmaz. Çocuk üzgün olabilir, korkmuş olabilir; fakat kızgınsa sorun vardır. Kızgınlık ya küçümsenir ya bastırılır ya da cezalandırılır. Çocuk, ilişkiyi sürdürebilmek için kendi duygusunu geri çeker. Çünkü bağlanma ihtiyacı, öfkeyi ifade etme ihtiyacından daha güçlüdür. Bu süreçte bilinçdışı bir öğrenme gerçekleşir:
“Öfke duyarsam yalnız kalırım.”
“Öfke kontrol kaybıdır.”
“Öfke beni kötü yapar.”
Bu noktada öfke yalnızca bir duygu olmaktan çıkar; tehdit halini alır. Klinik bir gözlem olarak ilişkilerde bu döngü nasıl tekrarlanır? Terapi odasında sık karşılaşılan bir tablo şöyledir: Otuzlu yaşlarında bir kişi, ebeveynine karşı yoğun bir kırgınlık ve kızgınlık taşır. Ancak bu duyguyu dile getirdiğinde hemen ardından güçlü bir suçluluk hissi gelir. “Onlar da ellerinden geleni yaptı”, “Bu kadar büyütmemeliyim”, “Beni büyüttüler, hakları var” gibi düşünceler devreye girer. Öfke geri çekilir, yerini suçluluk alır.
Ancak bastırılan öfke kaybolmaz. İlişkilerde farklı biçimlerde ortaya çıkar:
Eşle sık ve yoğun çatışmalar,
Küçük eleştiriler karşısında aşırı hassasiyet,
Pasif-agresif davranışlar,
Ani kopuşlar ya da küslükler.
Danışan çoğu zaman şunu fark eder: Asıl mesele bugün yaşanan olay değil, geçmişten taşınan duygunun hâlâ çözülmemiş olmasıdır. Bu noktada terapi, öfkeyi ortadan kaldırmayı değil; onu tanımayı, anlamlandırmayı ve dönüştürmeyi amaçlar.
Psikodinamik kuram, öfkeyi en temel dürtüsel duygulardan biri olarak tanımlar. Öfke, tehdit algısına verilen bir yanıtdır. Bir hayvanın yemeğine yaklaşıldığında ya da yavrusuna zarar verildiğinde gösterdiği tepki gibi; insanın da sınırları ihlal edildiğinde, engellendiğinde ya da haksızlığa uğradığında hissettiği bir korunma refleksidir. Öfke, benliği ve yaşamı koruyan bir sinyaldir.
Ancak çocuklukta öfke “ilişkiyi bozan” bir duygu olarak kodlandıysa, yetişkinlikte de her öfke hissi bir bağ kaybı tehdidi yaratır. Bu nedenle kişi ya aşırı kontrolcü olur ya da duygularını tamamen bastırır. Her iki durumda da içsel denge sağlıklı değildir.
Öfkeye Alan Açmak Nedir?
Öfkeye alan açmak; onu kontrolsüzce dışa vurmak değildir. Bu, bağırmak, incitmek ya da ilişkiyi yıkmak anlamına gelmez. Alan açmak şu demektir:
“Şu an öfkeliyim” diyebilmek.
Bu duygunun kökenine bakabilmek.
Geçmiş yaşantıların bugünkü tepkileri nasıl etkilediğini fark edebilmek.
Örneğin, annesiyle yaşadığı her tartışmada aşırı yoğun bir tepki verdiğini fark eden kişi, terapi sürecinde, çocukluğunda fikirlerinin sık sık değersizleştirildiğini hatırlar. Bugünkü öfkenin yalnızca bugüne ait olmadığını anlar. Bu farkındalık, çatışmayı sürdürmek yerine sınır koymanın daha sakin ve net bir yolunu bulmasına yardımcı olur.
Yeni Denklem ve Sınır Koyma
Öfke ilk aşamada ilişkide yer bulabilir; kavgalar yaşanabilir. Ancak kişi içsel olarak çalıştıkça, geçmişi yeniden üretmenin çözüm getirmediğini görür. İşte bu noktada yeni bir denklem kurulur.
Eğer öfke bastırılırsa, kişi iki uç arasında salınır: ya aşırı uyum sağlar ya da kontrolsüz patlamalar yaşar. Eğer öfke tanınır ve düşünülürse, sınır koyma kapasitesi gelişir.
Sağlıklı ruhsal gelişim, duyguların yokluğu değil; duygularla birlikte düşünebilme kapasitesidir. Öfke, doğru işlendiğinde kişiyi yalnızlığa sürüklemez. Aksine, daha sahici ve eşit ilişkilerin kapısını aralar.
Duyguları Tanımak ve Sınır Koymak
Birçok kişi için asıl korku öfke değil; “kötü insan” olarak anılma ihtimalidir.
Ancak duygular insanı kötü yapmaz. Onları inkâr etmek ya da bilinçdışı biçimde ilişkilere taşımak yıkıcıdır.
Terapi süreci, çoğu zaman kişinin kendi duygusal denklemini yeniden kurma yolculuğudur.
Öfkeyi tanımak, onunla kalabilmek ve ardından yeni bir çözüm üretmek…
Tıpkı bir problemi tekrar tekrar deneyerek çözmeyi öğrenmek gibi.
Belki de gerçekten hayatın her alanında işe yarayan şey, matematik değil; hatayla kalabilme cesaretidir.
Uzm. Kln. Psk. Melis Aksoy